Kaybetmekten korktuğunuz çok fazla insan varsa kaybettiğiniz çok fazla insan var demektir.
Kaybetmeyi göze almak lazım.
-Arkadan bakan olmamak lazım.
Bilir misiniz, hangi sahneden çıktığının farkında bile olmayan birinin arkadasından ağlayarak bakmanın verdiği acıyı?
Bilir misiniz, o yanındakilerle konuşurken dinlediğiniz müziklerin içinde çaresizce onu aramayı?
Elbette bilirsiniz.
Sonuçta sizde, acıyı içinde parçalara bölüp her hücresinde taşıyanlardan birisiniz.
-Arkasından bakmak pek tehlikelidir.
Genelde gözünüze toz kaçar, genelde uykusuzluktandır.
Zaten siz hiç üzülmezsiniz, evde annenizle tartışmıssınızdır.
Genelde, bir şeyiniz yoktur.
Sadece,
Haliniz yoktur.
-Arkasından bakmak en hüzünlü müziklerden dramatiktir.
Hani olur ya, daha gelişinden kaybedeceğiniz bellidir.
Nefesinizi tutup beklerken, aslında kaybedişler hep hissedilir.
Kaybetmeye alışmak lazım.
Kaybetmekten korkmamak lazım.
-Arkasından bakmak çok ağlatır.
Gerçi sorarlarsa,
Rüzgardan.
Ya da yağmurdan.
Yoksa siz ağlamazsınız.
Öyle, bir an, sert esti diye.
Oysa onca saklamaya olan uğraş bile örtemez üstünü.
-Arkasından bakmak acıtır.
Sana ait ne kalmışsa, geçmiş zamanda.
Bak,
Kırgınlıklar, kızgınlıklar, hatalar, pişmanlıklar. Bahsettiğim onca yara.
Hepsi eskiden kalma.
Düşününce bugüne ait pek de bir şey yok içimde.
Düşününce hep eskiler.
Mesela seni hatırlamak istesem, eski şarkılar var dinlenecek.
Unutmak istesem, önce silinmesi gereken eski yazılar.
Anılar var önce.
Yaşanacakları at bir kenara, yaşanamamışlıklar var.
Bizi biz yapamamış, olduramamış zamanlar var.
Var da bak;
Hep,
Eskide kalmış.
Bir zamanlar.
Varmış.
Diyorum ki anlayacağın, seninle ben hep geçmiş zamandayız.
En nefret ettiğim türden son bu; ne gitmiş ne kalmışız.
Öyle nokta bile konulmaya uğraşılmamış,
Öyle bitmiş.
Bitmiş bitmesine de,
Geçmiş hiç.
Geçmemiş.
